17 Şubat 2010 Çarşamba

Futbolda sermayeye tepki


Manchester United taraftarlarınca Glazer ailesine karşı yürütülen kampanya, bütün zaaflarına karşın futbolda sermaye egemenliğine karşı cılız da olsa bir sesin çıktığını gösteriyor.

Futbolun son yıllarda bir “endüstri” haline geldiği gerçeğinin en fazla yaşandığı ülkelerin başında gelen İngiltere'de bir süredir farklı bir ses yükseliyor. Bilindiği gibi İngiltere'deki futbol kulüplerini, özellikle son yıllarda gerek Britanya gerekse başka ülkelerden gelen büyük sermaye sahipleri satın alıyorlar. Bunların çoğunun ortak özelliği borsa spekülasyonu, emlakçılık, inşaat gibi alanlarda sermaye edinmiş olmaları. Aralarında eski Tayland başbakanından Arap şeyhlerine, eski sosyalist ülkelerin oligarklarından Amerikalı emlakçılara kadar çeşitli isimler bulunuyor.

En önemli İngiliz kulüplerinden olan Manchester United, bundan birkaç yıl önce ABD'li Malcolm Glazer tarafından satın alınmıştı. İki oğlunu kulübün yönetiminin başına getiren Glazer, daha en başından itibaren taraftarlar tarafından reddedildi. Satış işlemi gerçekleşmeden önce “Manchester United herhangi bir sermaye grubunun değil, taraftarlarındır” eksenli bir kampanya yürüten kulüp taraftarları satışı engelleyememiş, ancak anlamlı bir tepkinin ortaya çıkmasını sağlamışlardı.

Kulübün bir süredir büyük bir borç yükü altına girdiği biliniyordu. Ancak kısa bir süre önce borç rakamları açıklanıp, bunun yüz milyonlarca pound olduğu ortaya çıkınca taraftarlar yeniden ayaklandılar. Glazer ailesinin kulüp kasasını nasıl boşalttığının kanıtlarına sahip olduğunu belirten taraftar grupları, “United'ı seviyoruz, Glazer'dan nefret ediyoruz” başlıklı bir kampanya başlattılar. Kampanyanın amacı Manchester United'ın Glazer ailesinden kurtulması. Kampanya kapsamında Britanya Başbakanı’na hitaben yazılan ve hükümeti, hemen harekete geçerek Manchester United Futbol Kulübü'nün ve diğer İngiliz futbol kulüplerinin sermaye açgözlülüğü tarafından yok edilmesini engellemeye çağıran bir dilekçe imzaya açıldı. Dilekçeyi bugüne kadar binlerce kişi imzaladı.

Taraftarlar, kampanya kapsamında, kulübün Newton Heath ismiyle demiryolu işçileri tarafından kurulduğu 1878 yılındaki renkleri olan sarı ve yeşilden oluşan atkılarla maçlara geliyorlar ve sarı yeşil renkler tribünleri giderek daha fazla dolduruyor. Açılan Glazer karşıtı pankartlar ise güvenlik görevlileri tarafından zor kullanılarak kapattırılıyor.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Savcılar Görev Başına. Organize Narkotik Suç...

Efes’ten açıklama bekliyorum

İtiraf ediyorum. Efes Pilsen’e karşı bir brand loyalty-marka bağlılığım var. Yani hiçbir mantıklı sebep olmaksızın takım tutar gibi bir markayı tutma aidiyet hissetme hali bende Efes’e karşı mevcut. Hepimizin vardır böyle takıntıları. Bunun basketbol takımının Avrupa’da kazandığı başarılarla bir ilişkisi var mı bilmiyorum. Ama hiçbir sportif aktiviteye dahil olmayan başka markalar için de aynı hislerim var. Bunu kazanmak şirketler için kolay değildir. Kaybetmekse bir anda olur.
Ve konu Efes Pilsen’se benim durumumda olanlar herhalde Efes Pilsen basketbol takımını tutanların milyon katıdır. Dolayısıyla TBF Başkanı’nın Kerem Gönlüm’de çıkan maddeyle ilgili yaptığı aşağıdaki açıklamaların da şirket tarafından bir daha değerlendirilmesi kamuoyuna duyurulması gerekir.
Bakın işin başındaki adam ne diyor:
“Kerem Gönlüm’de çıkan madde kurayla çekilen iki oyuncuda da bulununca bunun tesadüflüğü ortadan kalkıyor.”
“Oyuncu da savunmasında nereden girdiğini bilmediğini söyleyerek konunun çözümüne pek yardımcı olmadı.”
“Türkiye’ye girmesi yasal olmayan bir maddenin maç günü iki oyuncuda birden çıkmasının soruşturulması gerek”.
Başkanın kimi kime şikayet ettiğini anlamadım. Soruşturmayı kim yapacak? Mevzuuyu kim aydınlatacak bilmiyorum? Ama ben kendi adıma Efes Pilsen’e, yani tutuğum şirkete sormalıyım:
Çünkü aşağıda soracağım sorular uzun süredir konuşulan artık dedikodunun önüne geçmiş bir hikayenin doğru ya da yanlış olduğunu bize gösterecek.
1-Bu maddenin kanda sıfırlanma süresi çok kısa olduğu için tercih edildiği
2-4 kişinin organizasyonuyla İsrail’den getirtildiği
3-3. maçtan önce oyunculara avuçla şekerleme şeklinde dağıtıldığı
4-Doping listesinde olduğu söylenmediği ve ‘enerji verir alın’ diyerek oyuncuların cesaretlendirildiği
5-İki ABD’li oyuncunun bunu almayı reddettiği, diğer herkesin aldığı
6-Kerem Gönlüm’ün aldığı maddenin doping statüsüne girdiğini çok sonra anladığı ve yıkıldığı,
yönündeki söylenti sizin de kulağınıza geldi mi? Bu böyle konuşulurken, bizzat Federasyon başkanının açıklamaları da bu duruma tuz biber ekmişken, bize bir açıklama borçlu değil misiniz?

Mehmet Demirkol (Milliyet)